3 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Saat Önce

Bi ara instagram hikayeleri adı altında bir seri yazıyordum blogda. Paylaştığım fotoğrafların veya fotoğrafın çekildiği günün biraz detayını yazıp hikayeleştiriyordum. Sonra, kendi kendime başlattığım bu akımı unuttum. Aslında keyif de veriyordu sıradan bi gün hakkında yazmak. Fotoğraf günlüğü tadındaydı ve benim için bazı günlerin özeti, hatırasıydı hatta o yazılar. Az önce de yaşadığım bi anın fotoğrafını çektim. Elimde Sevim Gözay'ın ''Sinemaskop Randevular'' kitabı. Hemen masada bana bakan bir kavanoz deniz kabuğu ve kurutulmuş çiçek hatıralarından bir tutamı da fotoğrafa iliştirdim. Çünkü önce o kavanoza baktım. Deniz kabuklarının olduğu sahili düşündüm. Sonra çiçeklerin beni karşıladığı ilk günü. Bir bardakta inatla kurumayıp, her gelişimde beni karşılamalarını. Şimdi yine bir kavanozda bana bakarken, o her bir günü düşündürdükleri için elime bu kitabı aldım. Çünkü kitap da bana o günlerden bir günde hediye edilmişti ve o da bir hatıraydı.
Tam da kitabın arka kapağında söylediği gibi okumaya başlamadan önce yanına bir kahve yaptım. ''Sinemaskop Randevular'', Mario Levi, Yekta Kopan, Ahmet Ümit, Aylin Aslım gibi birbirinden farklı 27 isimle bir sinema filmi öncesi yapılan söyleşilerden oluşuyor. Sevim Gözay her bir isimle sadece söyleşi yapmamış. Önce onlarla sinemada bir film için buluşmuş. Kimisiyle ''Gravity'', kimisiyle ''Kış Uykusu'' veya ''Birdman'' izlemiş. Film öncesi kahvelerini içerlerken sohbet etmişler ve tüm bunların adı söyleşi olmuş, bir kitapta buluşmuş. Fikir o kadar sempatik ki... Bu da kitabı keyifli bir akşamın vazgeçilmezi yapıyor ister istemez. Her bir isimle, eski sinema filmlerinden, film izleme alışkanlıklarına, hatırladıkları ilk sinema filmine, yani özetle hatıralara gidiyoruz. İçinde öyle güzel sorular var ki. Okurken kendi kendinize söyleşi yapıyorsunuz siz de. Bir de hiç yoktan bir izlenecek filmler listeniz oluveriyor. Önerilerden yeni şeyler öğreniyorsunuz. Her biriyle sohbet edip, kahvenizi bitirdikten sonra onlara katılıp o günkü filmi izliyorsunuz. Tam da keyif akşamlarına yakışan cinsten bir akış değil de ne, söyler misiniz? Gün batımını oturduğum odadan öyle ferah bir manzaraya bakarak izleyememiş olabilirim bu akşam. Ama Fındık kedisinin kulaklarının ardından şöyle bir baktım kararan gökyüzüne. Alabildiğince uzanan, ferah bir oda manzaram yoksa da, bahçemden geçen irili ufaklı kediler var. Fındık kedisinin dikizlediği karşı dairede yaşayan bir kedi de var mesela. Hal böyle olunca, dışarı çıkıp bu akşamı öyle seyretmek yerine evde kalıp, bunları keşfetmek hatta bir de tutup yazı yazmak daha keyifli geldi bana.
Bu arada bu fotoğrafta gördüğünüz pişmaniye kılıklı kedi evden kaçmaya çalışıyor arkadaşlar. Sokak kapıyı falan açıyor ben uyurken. Ne zaman çöpü dışarı çıkarmak için kapıyı açsam, daha kapıyı açtığımdan bile emin değilken bu zibidi dışarı kaçmış oluyor. Yerden bitme haliyle hızlı adımlarla bir uzaklaşması var, görsen delirirsin. Bir de heyecandan mıdır, sevinçten midir nedir böyle kaçışlarda mırıl mırıl bi miyavlama haline giriyor normalde ince sesini hiç duymadığımız kedi. Hayır, tamam da neden kaçıyor? Zorla iyi şartlarda bakıldığı için mi yani? Bahçedeki bi kediyle de koklaşıyorlar zaten. Neden kaçıyor diye sormuştum dimi az önce, sorumu geri alıyorum. İkisinin de koca kulağını çekicem bi gün ya, hadi bakalım. Sevgiler, İlham Kedisi
Share:

3 yorum:

  1. Sevenleri ayırmayın sayın İlham Kedisi, bırakın aşıklar kavuşsun hayat kısa... :)

    YanıtlaSil
  2. Fotoğraflar çok huzurlu ve kitabı öyle hoş anlatmışsın ki ilgimi çekti :')!

    YanıtlaSil
  3. Kitabı çok merak ettim, fotoğraflar da çok güzel :).

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Hakkımda

Fotoğrafım

Siz şimdilik beni blog yazan bir İlham Kedisi olarak tanıyın.

İlham'ın İzleyenleri

Bu Blogda Ara

Yazılardan haberim olsun dersen buraya mail adresini bırakabilirsin.

Severek okuduklarımdan

Instagram

E-Mail

ilhamkedisi@gmail.com